KRİZ VAR AMA KİME VAR? THODEX: BİR KAPİTALİZM DRAMI

Ne haber okuyucum nasılsın? Umarım keyfin ve sağlığın yerindedir. Benim keyfim pek yerinde değil çünkü yakın zamanda Thodex isimli bir kripto para alım satım platformunun başındaki bir kapitalistin yaklaşık 400.000 insanı dolandırıp ortalama 2 milyar dolarlık bir değeri yurt dışına kaçırdığı iddiasıyla karşılaştım. Merak etme, ben o kurbanlar arasında değilim ama sen ve ben o kurbanlar arasında olabilirdik. Ben kapitalizmin nasıl işlediğini anlamadığım zamanlarda bu ve benzeri olaylara birer talihsiz olaylar dizisi, hatta kaza olarak bakıyordum. Şimdi gel birlikte bakalım. Bizler sıradan insanlar olarak neden ve nasıl böyle dolandırıcılıklara kurban gidiyoruz?

Zenginlik transferi

Ben şuncacık ömrümde 2002, 2008 ve 2020 krizlerini görmüş sade bir insan olarak her krizin halihazırda zengin olanı daha da çok zenginleştirdiğini, fakir olanı da daha da çok fakirleştirdiğini gördüm.

Bundan birkaç önceki bölümde “Gel Tezkere: Gönülsüz Çalışma” isimli bölümde sana maliyetlerin asla kaybolmayacağından ancak yer değiştireceğinden bahsetmiştim. Bu bölümde de, zenginliğin asla kaybolmayacağına, ama nasıl el değiştirdiğine beraber bakacağız.

Şimdi. Bizler sıradan insanlar, üreten kesimler olarak şunu biliyoruz, ortada ürettiğimiz, üretimden gelen bir değer var ve bu değer hem kapitalist devletlerimiz, hem de kapitalist patronlarımız tarafından elimizden peyderpey alınıyor.

Üstelik bu zenginlik transferi, kanunlar, yasalar, yönetmelikler, idari hükümler, sözleşmeler ve yönergelerle yapılıyor. Peki biz bunun farkına nasıl varıyoruz? Her kriz dönemi artan lüks araba ve gayrimenkul satışlarıyla.

https://www.redfin.com/news/luxury-real-estate-q3-2020/
https://abcnews.go.com/Business/story?id=6641810&page=1
kaynak: https://www.cnbc.com/2021/04/08/rolls-royce-hits-new-sales-record-in-the-first-quarter-as-the-wealthy-demand-luxury-cars.html
kaynak: https://www.cnbc.com/2021/01/05/luxury-carmaker-bentley-had-a-record-year-in-2020-as-other-automakers-struggled-.html

Evet doğru duydun. Çıkıp ekranlarda “kriz var kriz, millet açlıktan kırılıyor, bir şeyler yapmalı” denildiğini sen de duyuyorsun ben de duyuyorum. Fakat aslında kriz sadece senin ve benim için var. Zenginliğine zenginlik katan sermayedarlar için, kapitalistler için bir kriz falan yok. Onlar halihazırda servetlerini katlanmış olacaklar ki lüks araba ve ev satışları tam da bu sebepten kriz var denilen zamanlarda artış gösteriyor.

2020 yılında 493 tane yeni dolar milyarderimiz oldu. https://www.visualcapitalist.com/charting-the-rise-and-fall-of-the-global-luxury-goods-market/

Demek ki zenginlik gerçekten de her krizde fakiri daha fakir zengini daha zengin yapıyor. O halde şu soruyu sormalı;

Kriz var da, kime var?

Kime olduğunu ben söyleyeyim. Öğrenciye var, emekliye var, memura var, çiftçiye var, işçiye var. Üreterek geçinen kim varsa, ona kriz var. O halde kriz gibi böyle acı bir gerçeklik dahi senin benim için, kapitalistlere kıyasla farklı anlamlar taşıyorsa, farklı anlamlar barındırıyorsa şu soruyu sormak gerek: Yaşanan gerçekliği, yaşantısı, algılanan gerçekliği birbirinden farklı olan insanların çıkarları aynı olur mu? Cevap, basit. Hayır, hayır. Hayır,

O insanların kapitalistlerin, nüfusun az ve mutlu insan topluluğunu oluşturan kesimin gerçekliğiyle senin-benim, sıradan insanların gerçekliği hiçbir zaman birbiriyle uyuşmadı.

İster adı Çiftlik Bank olsun, ister Sülün Osman olsun, ister Jet Fadıl olsun, ister Banker Kastelli isterse Thodex olsun. Adı hiç fark etmez. Soru şu, bizler nasıl bir düzenin nasıl bir toplumun içinde yaşıyoruz ki böyle “kötü fırsatçılar” senin-benim, sıradan insanların milyarlarca dolarlık değerini alıp kaçmayı becerebiliyor?

Bizler nasıl bir düzende yaşıyoruz ki insanlar böyle hilecilere, tokatçılara, hırsızlara aklını ve paralarını kaptırabiliyor?

Bu ve benzeri hadiseler için toplumda basma kalıp birden fazla özdeyiş var. Birisi “suya gidip susuz gelmek” diyor. Diğeri “ava giderken avlanmak” diyor. Ötekisi “dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diyor. Fakat birkaç gündür gündem, haber kanalları ve twitter bu konuyla yıkılıp geçiyor.

Ben elbette şunun farkındayım. Bizim gündemimiz geçim derdi, yoksulluk ve işsizlik. Fakat bu dolandırıcılıkların çoğunda olduğu gibi Thodex dolandırıcılığı da ancak kapitalist bir toplumda insanların denk gelebileceği bir fırsatçılık hikayesi. Sen de internet gibi açık kaynaklardan haberin detaylarına ulaşabilirsiniz.

Burada bir örnekle sana anlatmak istiyorum olan şeyi. Eminim daha önce bir başkasının çocuğunun durumuyla kendi çocuğunun durumunu kıyaslayıp kendi çocuğuna nispet yapan ebeveynlere denk gelmişsindir. “Bilmem kimin çocuğu bilmem nerede iş bulmuş… Bilmem kimin kızı bilmem kimle evlenmeyi başarmış… Bilmem kimin evladı ne kadar maaş alıyormuş… Bilmem kimin evladı nereden ev almış…. Bilmem kimin çocuğu nerelerden iş teklifi almış da…

iddia ediyorum böyle şeylerden bahsedip o bahsettiği insanların hayatıyla kendi evlatlarını kıyaslan insanlara denk gelmişsin. En kötü senaryo belki sen de kıyaslanan insanlardan bir tanesi olmuşsundur.

Genelde bu nispet yapmak için veya “başarısızlığından” ötürü bir ebeveynin çocuğunu suçlamak için kullandığı en basit yöntemlerden bir tanesidir. Sana dönüp der ki, “bak kızım, bak oğlum, bilmem kimin çocuğu neler neler yapmış ama sen hala bir baltaya sap olamadın” vs vs

Şimdi geliyoruz zurnanın zort dediği yere. Sana ikinci bir soru daha şöyle söylenen insanların ne kadar sıklıkta duyuyorsun? “ya akrabalık ilişkileri öldü, eski komşuluklar nerede, şimdi oturduğun binada yan kapıda oturan adamı tanımıyorsun ya, eskiden bilmem neler olurdu, bir araya gelirdik”…

Hatırladın değil mi böyle hayıflanan insanları? İşte bu insanlarla, kendi çocuğunu başkalarıyla sürekli kıyaslayan insanlar aynı insanlar. Biziz o geçmişe nostalji ile bakıp o vakitlere övgü düzen, o vakitleri mumla arayan insanlar.

Peki ne oldu da biz o günlerden bugünlere geldik? Cevabı çok basit. Her kapitalist toplum gibi biz de ahlaksızlaşmaya, çürümeye ve yozlaşmaya başladık.

Dolandırıcılara gebe düzen

Çünkü o insanlar hiçbir zaman gerçekten bizim komşumuz değildi. O insanlar senin benim “rakiplerimdi”, o insanların çocukları, senin benim çocuklarımın rakibi, biz o insanların çocuklarının rakibi idik.

ilkokul yıllarını hatırla. Ortaokul ve lise yıllarını hatırla. Teneffüslerde, boş vakitlerinde iyi ilişkiler kurmanı bekledikleri o sıra arkadaşların ile nasıl rekabet etmen için eğitim aldığını, not saklamak için teşvik edildiğini, sınavda onların önüne geçmek için çırpınman gerektiğini ve en iyi yerlere gelenin sen olman gerektiğini sana propaganda yapıp anlattıklarını hatırla.

Eve döndüğüm zaman da başka insanların hayatlarıyla, başka insanların çocuklarıyla ve onların çocuklarının başarılarıyla kıyaslanan insanları hatırla.

Sen-ben, biz hep birbirimize rakiptik. Rekabet içindeydik ve rekabetin olduğu her toplumun başına geldiği gibi seninde toplumundaki sosyal dayanışma, sosyal adalet ve ahlak duygusu yok oldu, yolsuzlaştı.

Senden rica ediyorum. Elini vicdanına koy. Bugün alkol alsan bilinçli bir şekilde, arabanın direksiyonuna geçsen bilinçli bir şekilde, kontağı çevirsen bilinçli bir şekilde, gaz pedalına bassan, bilinçli bir şekilde ve arabayı birine çarpıp o insanı öldürürsen bilinçli bir şekilde bu artık kaza değildir. Bu suçtur. O yüzden hukuk karşısında alkolsüz iken yapılan araba kazalarıyla alkollüyken yapılan araba kazaları ayrı değerlendirilir.

Senden şunu anlamanı istiyorum. Eğer bizler kapitalist bir toplumda yaşayan insanlar olarak sürekli bir ötekinin üstüne basarak yükselmeye, rekabet etmeye, başkasının zararı pahasına kazanmaya, fırsatçı olmaya, kurnaz olmaya, “önde bitirmeye ve başarılı olmaya” itilmemiş olsaydık, içinde yaşadığımız toplumlardan böyle hilekarlar, böyle hırsızlar, böyle sosyopatlar çıkmamış olurdu.

“Böyle dolandırıcılıklar, böyle kazalar, böyle talihsizlikler” yaşanmamış olurdu. Bugün içinde yaşadığın toplumda nüfusun %10’u milli gelirden %80 oranında pay alıyorsa ve kalan %20 gelirle idare eden %90 nüfus bir gün zengin olabileceği, köşeyi dönebileceği, voleyi vurabileceği, üretmeden bir koyup bin alabileceği hayaliyle yaşıyorsa bu durum hastalıklı insanlara, dolandırıcılıklara gebe bir düzende, kapitalist düzende yaşadığımızın açık ve basit bir göstergesidir ve başımıza gelenler bir talihsizlik değil, kapitalizmin kaçınılmaz sonucudur.

Bir de tutup bu dolandırıcılara kurban giden insanlara “neden bu tuzağa düştünüz” diye sorduklarında “ya baktık herkes yapıyor, bu kadar insan yanılıyor olamaz dedik” demiyorlar mı?

Evet kardeşim bu kadar insan yanılıyor olabilir. Hem de birden fazla kez. Her gün ve de her saat, üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir