İKİYÜZLÜ SERMAYEDARLAR: ELEKTRİK SOYGUNU VE GREV DÜŞMANLIĞI – Podcast Dinle

Bu yazımda seninle Migros işçilerinin grevini ve Isparta’da gerçekleşen elektrik kesintisi konuları konuşacağım. Sistem krizi yaşayan ülkemizin en temel problemi olan konuları, daha geniş bir pencereden ele alacağım.

Merhaba okuyucum nasılsın? Ben bu aralar pek iyi değilim. Hala hastalığın etkilerinden kurtulmaya, sesimi ve nefesimi kazanmaya çalııyorum. Sana anlatmak istediklerimi anlatamadım, kayıt altına alamadım ama Ruhi Su’nun dediği gibi öfkem kındadır.

Bardağı taşıran son damla yakın zamna önce bir marketler zincirinde çalışan emekçinin yemek çaldığı iddia edilerek atılmasıyla gerçekleşti.

Gel seninle beraber bakalım. Geleceğimizi çalarak zenginleşen bu sermayedarlar sürüsü bir toplumu nasıl “hırsız” haline getirdi.

Yayının başında bahsettiğim emekçinin mektubunu seninle paylaşıyorum.

Soru şu. Bu emekçiye bu cümleleri yazdıran. Onu bu hale getiren. Onunla aynı kaderi paylaşan yüzbinlerce insanı yarın öbür gün bu hale getirecek olan düzen, neden bu kadın ve diğerlerinin durumunu bir dram gibi bize anlatıyor da bir sistem problemi olarak anlatmıyor.

Ben bu yazıda işte tam da bunu yapacağım. Bu insanların, patronlarınn, sermayedarların kötü birer insan oldukları için böyle davrandıkları iddiasını değil, tam da çıkarlarına, işlerine geldiği için böyle ikiyüzlü davranmalarının sebeplerini anlatacağım.

Çünkü bu insan artıkları “devlet işletmemize dokunmasın, devlet bizden fazla vergi almasın” diye zırladıktan sonra kriz zamanı götleri sıkışınca “devlet milli işletmelerini koruyamıyacaksa neden var ki” diye ağlayıp vergi affı isteyerek cebimize göz dikiyorlar.

Bunlar birer iki yüzlü çünkü o grev yapanları işten atanlar, açlık ve yoksulluk sınırının altında ücret verenler, iş yerlerlerinden çıkıp eve giderken kendi mallarını satın alalım isterler.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ! Hem iyi ücret vermez, hem de “gel benden mal ve hizmet al” der emekçi sınıfa.

İnce ince bir kar yağar fakirlerin üstüne

Vergiden kaçınırlar, hem sermaye devleti gelip vergilerini affetsin, ardından götün sıkışınca da devlet desteği um.

Hem altyapı bekle, tutup de ki “avm me metro durağı getirin, elektrik getirin” hem de tutup vergi verme.

Bu altyapı meselesinin en açık örneğini, yoğun kar yağışından sonra elektriğini 2-3 gün kaybeden illerimiz olduğunda gördük.

Adama sorarlar, bu kar sadece bizim illerimize mi yağıyor? Sibirya’da, İskandinavya’da insan yaşamıyor mu? O insanlar nasıl aşmış bu problemi?

Demek ki birileri sermayedarlar oluşabilecek kriz anlarında gereken müdahale birimlerini ve arıza müdahaleleri için ara istasyonları kurma maliyetini üstlenmemiş.

Demek ki mesele o özel elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin iddia ettiği gibi “son tüketiciye ucuz ve kaliteli” ürün satmak değilmiş, milletin götü mü dondu, ısınabiliyor mu, aç mı – açıkta mı kimsenin umrunda değilmiş.

Kar değil Kâr idi problemimiz.

Kıymetli okuyucum, onlarca bölümdür bizi özellikle kriz anlarında yüz üstü bırakan, derinden yaralayan, hepimizin yaşam standartına dokunan ve kendisinden kurtulmadığımzı sürece çocuğumuzun dahi yaşam standartını çalacak olan bir problemden bahsediyorum. Düzen probleminden bahsediyorum.

Ve şu an bu düzen, patron-işçi düzeni bir sistem krizine girmiş durumda, artık gitmiyor.

Sen sanıyor musun ki o marketler zincirleri hakkını arayan ve grev yapan 200 işçiye vereceği 3-5 milyon liralık para ile batacak?

Bu miktar zaten o sermayedarların günlük kârı, bir yemek veya tatil parası.

Sermayedarlar gayet iyi biliyorlar ki o az sayıda olan işçilere haklarını verirlerse ve o işçiler bu hak mücadelesini kazanırlarsa işte bu “hak mücadelesi” fikri bir efsane gibi yayılacak ve diğer işçiler de “aa baksana şunlara grev yapıp haklarını almışlar, hadi biz de yapalım bir grev ve isteyelim hakkımızı” düşüncesine kapılacaklar. İşte sermayedarlar tam da bundan korkuyorlar.

Sermayedarların asıl korktuğu şey çalışarak geçinen insanların uyanması ve haklarını talep etmeye başlamasıdır. Bu korkudan paçaları tutuşuyor ki hakkını isteyen işçileri kelepçe ile tutuklattırıyorlar.

Peki kim bu sermayedar sultasını sonlandıracak?

Geliyoruz yazının sonlarına. Bam teline.

Çözüm çare düşünürken, kafa yorarken, “yahu bu problemi kim çözecek” diye düşünürken şu soruyu aklında tut: Sor bakalım, inandığın, güvendiğin, gönlünü verdiğin o siyasetçilere, kendilerinin o kamu kaynaklarının özelleştirilmesiyle, sermayedarların aslında halka ait olan enerji ve doğal kaynakları kullanarak zenginleşmesiyle gerçekten bir problemi var mıymış…

Göreceğin şu olacak ki işçisine iftira atıp onu işten atan 3-5 harfli marketler zincirleri, grev yapıp hakkını isteyen emekçileri tutuklatanlar, liberallerin deyimi ile “özel sektör daha kârlı ve verimli, devlette kimse çalışmıyor, kamu idarelerini satıp özelleştirelim” denildikten sonra elden çıkarılan enerji kurumları senin-benim derdime çare olamaz.

Bunları hepsi “middle man” dir. Aradaki adamdır. Bunlar ne üretimi yapan işçileri, ne kaynağın kendisini ne de son tüketiciyi günün sonunda daha iyi ürün ve hizmet ile buluşturamaz.

Sermayedarlar gelen kârın büyük kısmını ARGE, sürdürülebilirlik, çevre ve insan dostu çözümler aramak için değil, reklam ve rekabet için kullanıyorlar. Ya da kişisel servetlerini arttırıyorlar.

Akıllarındaki tek soru “kaynakları nasıl daha çok sömürürüz, işçiyi nasıl daha çok sömürürüz, nasıl boykotu engelleriz, nasıl grevin önüne geçeriz” diye diye 60 senedir gırtlağımıza çöktüler ve birikmiş neyimiz var ise, kamudan-halktan toplayıp servetlerine servet kattılar.

O sebeptendir ki içinde yaşadığın ülkede bu az önce saydığım şirketlerin sahipleri dahil milyoner, milyarder sayısı her geçen gün artıyor. O yüzdendir ki zengin ve fakir arasındaki uçurum her geçen gün artıyor.

Ve biz bu büyük problemi, kapitalizm belasını yaşaya yaşaya; karlı havada, normal havada, grevde, boykotta, markette-pazarda her yerde görüyoruz. Üstelik başak bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.