KEFENİN CEBİ VARMIŞ- Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise içten, çıplak ve asılcı bir diyalog ile toplumun, tüketicilerin ve çalışarak geçinen insanların ekonomik sıkıntılarına değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri internet sitesinde, YouTube’da, hem Google Podcast üzerinde hem de Spotify Podcast ve daha bir çok platformda podcast önerisi olarak bulabilirsin ve sen de dostlarına tavsiye edebilirsin.

2020 Yılı Z raporu. Kamu sağlığı krizleri ve ekonomik krizler. Pandemi boyunca zenginleşen %1’lik kesim. Özel sektör ve kamulaştırmanın önemi.

Transkript

Nasılsın? 2020 Yılı bitti. Yeni yılda ücretli kölelikten, yoksulluk sınırının altında yaşamaktan, zenginlik ve fakirlik uçurumunda fakirliğe mahkum edilmiş olarak yaşamaktan kurtulmanı dilerim. Aynı zamanda isterim de ve bu isteğimi seninle paylaşmak istiyorum.

2020 Yılının beraberinde getirdiği problemler hala yakımızı bırakmıyor. Bu yazıda sana 2020 yılında gerçekleşen iki büyük olaydan ve beraberinde gelen sosyal değişimlerden bahsedeceğim.

Bu olaylardan ilki, bir halk sağlığı krizi olan pandemi, ikincisi ise bir ekonomik kriz olan 2020 Yılı ekonomik buhranı.

Önce hangisi geldi? Pandemi mi yoksa kriz mi?

Aslında bu iki olay da insanlık tarihinde daha önce karşılaştığımız, ölçek bakımından farklı olsa da nitelik olarak aynı sayılabilecek olaylar dizisi.

Fakat ilk olarak yapmak istediğim şey bu iki olaydan birinin, yani pandeminin ekonomik krize yol açtığına dair yanlış algının kalkması.

Şöyle ki; Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosuna göre pandemi vakıaları Mart 2020’de batı dünyasında daha belirmeden, Şubat 2020’de Ekonomik kriz zaten başlamıştı.

Senin de içinde bulunduğun ülkede bir çok batılı devlette olduğu gibi ilk vakıalar Mart 2020’de gözükmeye başladı. Yani kronolojik olarak pandemi geldiğinde biz zaten ekonomik krizin içindeydik.

İster adı konulmuş olsun, ister konulmamış olsun. Peki kapitalizmin şu an içinde bulunduğumuz kamu sağlığı krizi ile genel olarak nasıl ilişkisi oldu? Gel seninle beraber bakalım.

300 yıl önce İngiltere’de ki doğuşuyla beraber kapitalizm ile birlikte yaşıyoruz. Önce İngiltere’de doğdu sonra dünyanın geri kalanına yayıldı.

Kapitalizm o zamandan bu yana ortalama her 4 ila 7 yılda bir istatistikler ile sabit olarak kapitalizm krize girdi ve çöktü.

Şimdi, “madem kapitalizm çöktü, o zaman biz nasıl hala bu düzenin içinde yaşayabiliyoruz” diye sorabilirsin. Bu gayet mümkün çünkü böyle bir ekonomik düzenin çöküşü, adeta bir insanın ölümü gibi geri alınamaz bir olay değil.

Kapitalizm çöker, onu kurtarmak için kapitalistler el ele verirler, aynen “Orta Direk Kime Girdi” isimli bölümde anlattığım gibi; gerek para basarlar, gerek sisteme para pompalarlar, gerek batmakta olan büyük şirketleri kurtarırlar ve bir hal çaresine bakıp batan gemiyi tekrar yüzdürmeye devam ederler.

Bu yüzden çöküş kelimesini kullanıyorum. Nitekim o kadar fazla çöktü ki, bu çöküşlere ayrı ayrı isimler koyduk: Ekonomik çöküş, ekonomik durgunluk, ekonomik gerileme, ekonomik bunalım, ekonomik kriz, ekonomik buhranlar.

Halbuki bu terimlerin hepsi aynı şeye göndermede bulunuyor. Düzenin batması, düzenin çökmesi.

Şunu da belirteyim. “Çöküş” kelimesini kullandığım zaman okuyucularımdan bazıları “e Sevan, sen kapitalizm çöksün istemiyor musun, al işte maden çöküyormuş” diyebilirler. İki şeyi düzeltmem lazım. Birincisi, hiçbir zaman kapitalizm çöksün cümlesini kullanmadım, aksine sürekli “insanlık olarak kapitalizmin ötesine geçmemiz lazım” diyorum. Bir süreçten bahsediyorum. Bir yıkılış ve batıştan bahsetmiyorum.

Eğer bir batış olursa ve biz gariban dünya halkları olarak ilerisine geçtiğimiz noktada, kapitalizmden sonra gelecek düzenin belirleyicisi ve idarecisi konumunda olamaz isek, bu sefer o düzenin sultası altında “modern” ücretli köleler olarak yaşamaya devam edeceğiz.

Kamu sağlığı krizi

Tam da bu noktada COVID-19 pandemisi de bir krizdir çünkü aynen ekonomik krizlerin kamu maliyesini ilgilendirdiği gibi, pandemi de kamu sağlığını ilgilendirir ve bir kamu sağlığı krizidir.

Bizler. Kamu olarak, halkın kendisi olarak ne pandemi krizine, ne de ekonomik krize hazır değildik. Üstelik bu krizlerin kapımızı çalacağı, hem dünya sağlık örgütü tarafından, hem de dünya bankası tarafından defalarca dile getirilmişti.

Burada ufak bir nüans var. En son ekonomik kriz 2008’de yaşandığı için, bir sonraki kriz 2015 yılında bekleniyordu. Fakat o süreç arasında sistemi ayakta tutabilmek için o kadar çok para basıldı ki, biz ekonomide 5 yıl boyunca daha yüzebilen ve 2020’ye kadar gelebilen “iyiye giden bir trend” gördük.

Amerikan merkez bankası FED tarafından 2008 krizi sonrası basılan para. Dünya genelindeki bütün merkez bankaları aynı para tabanı genişletmesi politikalarını takip etmiştir.

Şunu söylemekte fayda var. Bizler halk olarak, garibanlar olarak, bir kamu sağlığı krizinin veya bir ekonomik krizin geleceğini bilsek dahi buna hazırlıklı olmamız mümkün değildi çünkü biz aydan aya geçimini sağlayan ve birkaç yıllık planlar yapabilen insanlarız.

Burada bizim, halkın pozisyonu ile, devletlerin ve kapitalistlerin pozisyonları arasında çok büyük fark var.

Pandemi neden Kapitalizm kaynaklı bir krizdir?

Geliyoruz yazının ortalarına. Beraber bakalım, pandemi neden kapitalist bir krizdir?

Şimdi. Geçimimizi zor sağlayan halklar olarak, madem biz böyle büyük bir krize hazırlanamıyoruz, peki kim hazırlanacak?

Elbette devletler. Peki devletlerin hazırlıklı olmasından kastım nedir?

Örneğin; bütün maskeletin, dezenfektanların, eldivenlerin, solunum cihazlarının, hastane ünitelerinin daha önceden hazırlanmış olmasıdır.

O halde sana bir soru, pandemi geldiğinde biz bu araç ve gereçlere neden sahip değildik? Neden maske ve dezenfektan bulamadık?

Saatlerin ve günlerin kritik önem taşıdığı günlerde, ya ücretsiz ya da çok düşük maliyetler ile neden bu araçlara erişimimiz kısıtlıydı? Hiç düşündün mü?

Senden düşünmeni istiyorum. Devletlerimiz bu malzemeleri enden üretmemişti? İkinci bir soru da şu, bu ürünleri üretecek “güzel” şirketlerimiz yok mu? Var.

Peki onlar o vakte kadar neden yapmadılar? Haaaaaaa…. İşte geldik bir açmaza, çünkü kıymetli okuyucum, kapitalizm dediğin öyle çalışmıyor.

Üretmediler. O malzemelerin hiçbirini hepimize yetecek kadar üretmediler çünkü bu kârlı değildi.

Bir düşün. Anla. Kapitalistleri anla. Kendini zor da olsa zenginin yerine koy. Pandemi başlamadan önce milyonlarca maske üretmek, eldiven üretmek, dezenfektan üretmek, solunum cihazı üretmek ne kadar kârlı?

Kapitalist olarak bilemezsin ki sonraki virüs 2 yıl sonra mı gelir, 20 yıl sonra mı gelir…. Belli değil.

Bunu piyasadaki adı RİSK.

Sözde risk yönetimi

Tabi ki bir kapitalist olarak bu riski almaktan kaçınırsın çünkü ne zaman satışını yapacağından bir malı doğal olarak üretmezsin.

Tabi şirketler de “piyasa koşulları” gereği bu riski almadılar. Hazırlıklı değildik halklar olarak çünkü kapitalist düzen hazırlık yapmanın kârlı olmadığı kanısındaydı.

Tamam. Buun böyle olduğunu hepimiz biliyoruz diyelim. Karlı değilse, üretim falan da yok…

Şimdi sana karlı olmayan başka bir sektörden bahsedeceğim ve devletlerin bu işin üstesinden nasıl geldiğini anlatacağım.

Silah sektörü, savunma sektörü. Örneğin şirketler devletten destek ve alım garantisi olmasa füze üretmez. Onları depolamak, silahların ve mühimmatların çalışır durumda olduğundan emin olmak, onları güvenli ortamlarda gözetlemek… Bunlar için para harcamaz şirketler.

Ne yapacaklar? Bunları üretip de, kim bilir kaç yıl sonra çıkacak olan savaşa kadar bekleyecekler mi? Kim bilir savaş ne zaman çıkacak. Çok riskli ve yeteri kadar kârlı değil. Parola bu zaten: “kârlı değil”.

Peki tam da bu noktada, savunma sektöründe de, aynen sağlık sektöründe çok az gözlemlenebildiği gibi, ne yapar devletler? Bunun bir çözümü vardır.

Devletler devreye girer ve füzeleri, tankları, uçakları, silahları, mermileri senin benim, halkın parasıyla satın alırlar. Verdiğimiz vergiler ile devlet destekli bir şirkette ürettirip satın alırlar.

İşte o durumlarda buna ne ad verilir? Yani savunma maliyetlerinin, halkın parasıyla karşılanmasına? Kamulaştırma denir. Maliyetlerin kamulaştırılması.

Ancak aynı devletler, kamu sağlığını ilgilendiren bu pandemi konusunda gerekli teçhizat ve önlemlerin üretilmesi için kamulaştırmaya gitmedi. Sen de çok iyi biliyorsun ki pandemi başaldıktan sonra ne gördük? Özel sektör tarafından alelacele üretilmiş maskeleri, üretilen bazı maskelerin gerekli standartları karşılamadığını, bir de bu maskelere ulaşım kıtlığını…. Kaos üstüne kaos..

Bütün bunlar tek bir kapitalist motto yüzünden başımıza açıldı “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler”.

Dediler ki “özel sektör bu işi yapar, bu malzemelerin üretimini ve dağıtımını onlara verelim”. Yani seni-beni, kamuyu, halkı, garibanları özel sektörün ve kâr amacı güden kuruluşların ellerine bıraktılar.

Bizlerde takmamamız gerektiği halde 2-3 gün üst üste taktığımız maskenin kalitesiyle, aldığımız dezenfektanın kalitesiyle, beraberinde de “acaba bu araç gereçler iyi standartlarda üretildi mi?” sorusu ile baş başa kaldık.

Senden bu soruya içten bir cevap vermeni istiyorum. Düşünmeni istiyorum. Özel sektörün kaderine terk edilmiş bir halk, kamu sağlığı için değil de, sırf kârlı olduğu için iş gören bir özel sektör tarafından kazıklanır mı, kazıklanmaz mı?

Geliyoruz yazının sonlarına. Peki ne yapılabilirdi? Madem pandemi öncesinde böyle önemli ihtiyaçların ve teçhizatların üretimi kapitalistler gözünde kârlı değil ve bunun ceremesini bizler çekiyoruz…

O halde en başta devletler diyebilirdi ki “her şeyi durduruyoruz, kapatıyoruz, en az üç buçuk hafta tam manasıyla bir kapanmaya gidiyoruz arkadaş, bunun sorumluluğunu da hep beraber paylaşacağız”.

Her şeyi durdurabilirlerdi. Bunu içinde bulunduğun ülke yapmış veya yapmamış olabilir. Ancak bütün devletler bunu yapma lüksüne sahipti. Örneğin, Güney Kore, Yeni Zelanda, Tayvan, Avustralya…

Topyekûn kapanamayışın nedeni ve pandemi zenginleri

Bugün biz şunu görüyoruz, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı rakamlara göre, eğer pandemi ilk başladığında bütün ülkeler üç buçuk haftalığına tam manada bir kapanmaya gitseydi, pandemiye belki çoktan elveda demiştik. Yapamadık.

Zenginlerin iktidarı ve onların iktidarı tarafından yönetilen devletlerde şöyle kapitalist kaygılar ortaya çıktı; “üretim durumu canım, üretim durmasın, devlet karışmasın özel sektöre, işçilerin yine fabrikamıza, atölyemize, ofislerimize, mağazalarımıza gelmek gibi bir zorunluluğu var, hem biz özel sektör olarak maske, eldiven dezenfektan ve teçhizat kısmını hallederiz, önlemleri de alırız iş yerinde, bırakın insanlar çalışsın”.

Neden kapanamadık, çünkü şirketler kârlarından vazgeçmek istemediler. Seni ofiste, mağazada, atölyede, fabrikada görmek istedi patronun. Patronların istediği gibi de oldu.

Tam liste ve detaylı rakamlara ulaşmak için https://americansfortaxfairness.org/3-months-covid-19-pandemic-billionaires-boom-middle-class-implodes/ adresini ziyaret edebilirsin. Bu rakamlar kapitalizmin sözde iyi işlediği Amerika Birleşik Devletleri’ne ait olabilir fakat bütün ülkelerdeki en zengin %1’lik kesimin servetini arttırması tesadüf değildir.

Büyük bir kısmımız ev-iş yeri kiralarımızı veya ev kredilerimizi ödeyemez hale geldik. Tabi ki bu durum mül sahiplerini tehlikeye attı çünkü onlarda kendi mülklerini alırlarken kullandıkları kredi borçlarını mülklerden gelecek kiralar ile ödüyorlardı. Kredi ödemelerini mülk sahiplerinden alamayan bankalar da tehlikeye girdiler….

Aslında baktığın zaman sırf bu aptal döngünün işleyebilmesi için, “ekonominin çarklarının dönebilmesi için” komple bir kapanmaya gidilmedi.

Halbuki devletler olarak kiracılara kiralarını ödemeleri gerekmediğini söylesen. Mülk sahiplerine, kredi ödemeleri gerekmediğini söylesen. Bankalara da mülk sahiplerinden kredi borçlarını ödemelerini talep etmemeleri gerektiğini söylesen. Normalde her krizde yapılan şeyi yapıp bankalara bara basıp pompalasan, (ki o para da zaten bizim, halkın vergileri) halk kendi parasının vermiş olduğu rahatlıkla evinde rahat rahat oturabilirdi.

İşte o zaman külfeti zengini ile, fakiri ile hep birlikte paylaşmış olurduk. Bunu devletler yapabilirlerdi. Fakat bizim kapitalist devletlerimiz yapmadı.

Bu ihmalkarlık mıdır? Evet bir noktada ihmalkarlık. Peki sadece ihmalkarlık mıdır? Hayır. Aynı zamanda itaatkarlık. Neye karşı? Özel sektöre karşı, patronlara karşı, kapitalistlere karşı bir itaat bizi bu noktaya getirdi. Sonra aslında en az ihtiyacı olanın en çok yardımı aldığı, en çok yardıma ihtiyacı olanalrın da en az yardımı aldığına, vergilerin ve iflasların ötelenmesi gerektiğine dair tartışmalara girdik.

Halbuki bu dediğim şema, yani kredi borcu olanların bankalara, kiracıların da mülk sahiplerine olan borç ödemelerinin önüne geçilse ve topyekun bir kapanmaya gidilse, pandemiye çoktan elveda demiştik.

Bunu yapmaktansa, vefat eden sevdiklerimize elveda ediyoruz, işlerimize elveda ediyoruz, geleceğimize elveda ediyoruz… Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir