KAPİTALİZM ÖZGÜRLÜKÇÜ MÜDÜR?- Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise içten, çıplak ve asılcı bir diyalog ile toplumun, tüketicilerin ve çalışarak geçinen insanların ekonomik sıkıntılarına değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri internet sitesinde, YouTube’da, hem Google Podcast üzerinde hem de Spotify Podcast ve daha bir çok platformda podcast önerisi olarak bulabilirsin ve sen de dostlarına tavsiye edebilirsin.

Pozitif ve negatif özgürlük kavramları. Azmettiricilik ve suçluluk. Tam kapanmadan zarar gören esnaf. Köle, maraba ve işçi özgürlükleri.

Merhaba okuyucum nasılsın? Bu yayını Avrupa’dan,Amerika’dan dinleyen insanlar olsa da dinleyici kitlesinin çoğunluğu Türkiye’de yaşadığı için şuan pandemi şartlar altında ve tam kapanma esnasında beni dinlediğini farz ediyorum.

Umuyorum bu kapanma süresini daha çok öğrenmekle, araştırmakla ve sınıf bilincini tazelemekle geçiriyorsun dur. Tabi ki böyle bir özgürlüğün varsa…

Özgürlük

Bu yazımda seninle özgürlüğün ne anlama gelmediğinden ve çalışarak geçinen insanlar olarak kapitalistler tarafından nasıl özgür olduğumuza inandırdırıldığımızdan bahsedeceğim.

Gel seninle birlikte bakalım. Özgürlük nedir, ne değildir…

Şimdi. Eminim bu yaşına kadar bir suç filmi, içerisinde polisiye olaylar geçen bir cinayet filmi izlemişsindir. Bazen bu filmlerde kolluk kuvvetleri suçlu yakalandığı zaman ifadesini alır ve fark eder ki suçlu bütün o işlediği suçu aslında özgür iradesiyle değil de baskı, korku, tehdit veya şantaj altında işlemiştir.

İşte kendisine suç işletilen bu figürü mahkeme karşısına çıkardıklarında artık yargılama başka bir boyuta geçer ve işlediği eylemlerden dolayı doğrudan o kişi suçlu bulunacak iken bu sefer hukuk ve kolluk kuvvetleri azmettiriciyi, hükmettiriciyi aramaya başlar çünkü filmin başında suçlu olduğu zannedilen bu kişi aslında kurbanın ta kendisidir.

Tam bu noktada sana iki tane kavramdan bahsetmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi pozitif özgürlük, diğeri ise negatif özgürlük.

Pozitif Özgürlük ve Negatif Özgürlük

Pozitif özgürlük, sadece kendi iraden dahilinde elde edebildiğin özgürlükler, negatif özgürlükler ise başkasının zorlamasıyla veya baskısıyla kaybettiğin ya da kazandığın özgürlüklerdir.

Amerikan toplumundan bir örnek verelim. Oradaki bir bireyin silah satın alma ve silah taşıma özgürlüğü vardır. Fakat oradaki başka bir bireyin ise sokakta yürürken vurulmama, eli silahlı bir manyağın okulunu basmaması ve onu öldürmemesi gibi özgürlükleri vardır.

Bir de iş kurmak isteyen birini düşünelim. Eğer yeteri kadar sermayen varsa, iş kurma özgürlüğün vardır. Rekabet edebileceksen, piyasaya giriş maliyetlerini karşılayabileceksen bu özgürlüğünü kullanırsın ve bir iş kurarsın. Ancak şöyle bir özgürlüğün yoktur. Piyasada şartlar kötüleştiğinde, kapitalist devletin o sana rakip olan şirketlerin vergilerini af etmesini engellemek gibi bir özgürlüğüm yoktur. Bu konuda bir söz hakkın da yoktur. Tabi ki sözde bir iş yapabilme özgürlüğü vardır….

Bu pandemi ve tam kapanma süreci gösterdi ki büyük rakiplerine kıyasla, market zincirleri ve onların sahipleri olan kapitalistlere kıyasla o küçük esnaf diye anılan insanların pek de bir çıkacak kanunlar ve yaptırımlar üzerinde söz hakkı, söz söyleme özgürlüğü yokmuş.

Şuan yaşanan tam da bu aslında.

Şimdi. Sıradan vatandaş örneğinden, silah taşıma örneğinden bahsettik. Ardından iş kurma ve iş yapabilme özgürlüğünden bahsettik. Şimdide asıl çoğunluğun meselesi olan emekçilerin özgürlüklerine bir bakalım istiyorum.

Köle, maraba ve işçi özgürlükleri

Şunu soralım; kapitalizmden önce denenmiş ekonomik modellerde, üretim ilişkilerinde, örneğin köle-efendi düzeninde veya ağa-maraba düzeninde senin-benim, sıradan insanların efendi veya ağa olmayanların özgür iradesi var mıydı?

Örneğin köle olarak doğmuş bir insan veya köle olup da alınıp satılan bir insan efendisinin kim olacağını seçebiliyor muydu? Cevap basit, elbette hayır. Veyahut maraba olarak doğmuş insan, ağasının kim olacağını, kime ömrünü vakfedeceğini, kimin fedaisi olacağını isteyerek özgür iradesiyle mi seçiyordu? Cevap, basit elbette seçemiyordu.

Peki içinde bulunduğumuz düzende “efendilerimizin” kim olacağını, seçme özgürlüğümüz olduğunu düşündüren şey nedir?

Şu an çalışıyor musun veya bir çalışma geçmişim var mı bilmiyorum ama sen ne zaman üretime katılmak istersen gideceğin tek yer var. Orası da iş gücü piyasası.

Güzelce hazırlanmış bir internet sayfasını açabilirsin. Orada yer alan ilanlara bakabilirsin veya iş ve işçi bulma kurumunun sayfasını açabilir. Oradan kendine bir iş bakabilirsin, iş “beğenebilirsin”.

Diyelim ki A şirketi veya B şirketi, kendine uygun bir iş ilanı buldun veya birden fazla ile buldu. Hani “seçeneğin”, “özgürlüğün” çok. Başvurabildiğin kadar ilana başvurdun. Farz edelim ki yeteri kadar şanslısın veya bir tanıdığın var o şirketlerden birinde…

Mülakata çağrıldın. Mülakatında iyi geçti ve işine başladın. Bu esnada senin yaptığını yapan binlerce, milyonlarca kader ortağın yani yedek iş gücü ordusu kenarda duruyordu. Sen de tabi ki sonsuza kadar o şirkette çalışacak değilsin. Ya sen çalışırken şirket kapanacak, iflas edecek ya da işinden memnun olmadığı için veya daha farklı bir sektörde çalışmak için tekrar aynı piyasa, emek piyasasına dönüp oradan kendine farklı bir iş bakacaksın.

İşte tam da burada senden çok iyi düşünmeni istiyorum. Özgürlük bunun neresinde?

Evet. İşverenin kim olacağını seçebiliyorsun, fakat o seçimi hep aynı zümre içerisinden, bir sınıfın içerisinden yapıyorsun. Peki o şahane sınıfın adı ne? Kapitalistler.

Üstelik çok az sayıda bu insanlar. Bu insanların sayısı az. Belki bütün nüfusa oranla sayıları yüzde %10 bile değil İşte konuya bu şekliyle baktığında fark edeceksin ki aslında ortada negatif bir özgürlük var.

kapitalizm ve modern kölelik

Azmettiricilik

Sen-ben çalışmak isteyen kim varsa bu kapitalist sınıfa, onlara çalışmaya, onları daha da zengin etmeye aynen yanın başında anlattığım film senaryosunda olduğu gibi azmettiriliyoruz, kurban gidiyoruz. Aradaki bağlantıyı kurmanı rica ediyorum.

Çalışmak istediğimizde kapitalistlerden birini kendimize işveren olarak seçmeye azmettiriliyoruz. Sonrasında çalışanlar olarak neyi üreteceğimize, nasıl üreteceğimize, hangi teknolojilerle üreteceğimize, nerede üreteceğimize, ne ölçüde üreteceğimize ve ürettiğimiz şeyin meyvesiyle, yani kazançla neler yapacağımıza karar verme özgürlüğümüz yok.

Tabi bunu bir kapitaliiste. bir liberale söylediğin zaman tutup diyorlar ki; “çok istemiyorsan gider toprak alıp ev dikersin, arazi alırsın kendin, çalar kendin oynarsın, kendin eker kendin biçersin canım, ne işin var şirketle, ofiste, fabrikayla. Git nasıl istiyorsan öyle yaşa, seçim özgürlüğün var”.

Tabi yersen…

Biz şunu biliyoruz. Üretime dahil olmak istediğimiz zaman ucuz emeğimizi satın alacak olan o kapitalistler bize kucaklarını açmakta, “acaba farklı bir model, farklı bir uygulama mümkün mü?” sorusunu sorduğumuzda hemen bizi ortaçağ kilisesinin yaptığı gibi toplumun ve üretimin dışına itmektedir. Aforoz etmektedir. Sürgün etmektedir.

Tabi yersen…

Biz şunu da biliyoruz ki öyle hepimizin arazi alacak, toprak alacak ve ev dikmeye yetecek kadar sermayeye bulup kendimize yetecek üretimi yapma fırsatımız yok. İşte bu da senin-benim negatif özgürlüğümüz. Var olduğunu zannettiğimiz ancak aslında var olmayan özgürlüğümüz.

Üstelik kendine şu soruyu sor; neden ücrada yaşamaya, inzivaya çekilmeye, birer münzevi olmaya ve sadece kendimiz için yaşamaya ihtiyacımız var ki? Bizler toplumlar olarak, insanlık olarak, uygarlık olarak daha çok medeni ve gelişmiş olma çabası ile yaşarken, beraber üretmek ve beraber kazanmak, beraber ayrı-gayrı olmadan kalkınmak varken, kapitalizmin ötesine geçmek varken neden başımızı alıp gidelim ki?

Açıkça söyleyeyim; kapitalizm bugüne kadar bunca negatif özgürlüğü, kısıtlamayı, azmettiriciliği ve mahkumiyeti sana-bana dayatarak yaşayabildiyse bunun sebebi nesiller boyu kapitalizmin aslında özgürlük anlamına geldiği yalanıyla kandırılmış olmamızdır.

Bizi hep ne dediler? “Canım serbest piyasa var, serbest rekabet var, istediğin işvereni seçmekte özgürsün, işini beğenmiyorsan git başka iş bul”…

Yaparsın. Nasıl yaparsın? İçinde bulunduğun ülkede işsizlik denilen acı bir gerçek yoksa, sömürü denilen en acı bir gerçek yoksa tabi celladının kim olacağına karar vermekte özgürsün, o da bir tane dahi bulabilirsen…

Senden düşünmeni istiyorum. Vicdanlara sesleniyorum. Bu kapitalistler baskıyla o negatif özgürlüğü bize dayatarak ve kapitalizm icat olunduğundan beri yaklaşık 350 senedir üretmek isteyenler için, üretimin gerçekleşebilmesi için kendilerinin, yani sermayedarların tek ve yegane çare olduğunu gazetelerde, dergilerde, tartışma programlarında, filmlerde, dizilerde, okullarda, kitaplarda anlatarak bize ne vaat ettiler ve ne verdiler?

Bugün, çocuk emeğinin, çocuk sömürüsünün ortadan kalkması, hafta sonu çalışmama özgürlüğü, haftada 45 saat çalışabilmek, sosyal güvenlik kurumları, emeklilik planları, kamu sağlığı politikaları, işyeri güvenliği kanunları, günde 8 saat çalışma özgürlüğü, çalışan kesimler için, çoğunluk için aklına gelebilecek ne kadar hak ve özgürlük varsa yasal kazanım olarak elde edilmiş, bunların hiçbirini bize kapitalistler vermedi.

Bu hakların, özgürlüklerin tamamı işçilerin, emekçilerin, onların hem siyasi hem sivil örgütleri tarafından kazanıldı, mücadeleleri ile mümkün oldu çünkü bu insanlar, kapitalizmin ötesine geçmemizi isteyen insanlar şunun farkındaydı, insan hayatı denen şey, şirket karlarından daha önemli değildir. Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir