KAPİTALİZMİN ŞİŞMANLARI: OBEZİTE- Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise içten, çıplak ve asılcı bir diyalog ile toplumun, tüketicilerin ve çalışarak geçinen insanların ekonomik sıkıntılarına değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri internet sitesinde, YouTube’da, hem Google Podcast üzerinde hem de Spotify Podcast ve daha bir çok platformda podcast önerisi olarak bulabilirsin ve sen de dostlarına tavsiye edebilirsin.

Besleyici olmayan gıdalar. Bir yaşam tarzının kaçınılmaz hastalığı. Obezite kimin icadı?

Merhaba dinleyicim nasılsın? Bu yayında seninle zamanında benimde yakalandığım bir hastalıktan bahsedeceğim. Obeziteden bahsedeceğim. Belki sende bir obezsindir veya mutlaka obez olan bir tanıdığı vardır. Sağlıksız beslenmenin sonucu olarak gösterilen ve bireysel diyetlerle üstesinden gelinilmeye çalışılan bu büyük problemin, katlanarak artan sorunun asıl ve ekonomik sebeplerine gel seninle birlikte bakalım.

Kapitalizm bizi nasıl şişmanlattı?

Sana kapitalizmin sözde iyi işlediği Amerika Birleşik Devletleri’nden birkaç örnek verip durumun geldiği noktayı anlatmaya çalışacağım. Bugün 20 yaş ve üzeri bütün Amerikalı yetişkinlerin %31,8’inin fazla kiloları var % 39,8’i ise obeziteyle mücadele ediyor.

Unutma ki obez olan bir insanın kalp krizi geçirme ihtimali obez olmayan bir insana göre % 64 daha fazla, kalp hastası olma ihtimali %50 daha fazla, şeker hastası olma ihtimali 20 kat daha fazla ve bizim için artık sürpriz olmasa da bu hastalık daha önceleri Amerika’da gözlenmeye başlanmışken, Amerikan halkına özgü bir problem olurken, artık dünyanın bir çok kapitalist ülkesinde obezite şimdinin ve geleceğin en yaygın hastalıklarından biri haline gelmeye başladı.

Kısacası 1970t’en beri bu hastalıkla beraber yaşıyoruz ve o yıldan bu yana hastalığın görülme sıklığı yaklaşık 3 kat arttı çünkü o zamandan bu yana Amerikan halkı gibi diğer dünya halkları da o ülkenin tüketim ve üretim alışkanlıklarını benimsemeye başladığı için, diğer ülkelerde de obez olan insanların sayısı ne yazık arttı.

Peki asıl soru şu, bu neyin sonucu? En başta seninle bu işin altında yatan ekonomik gerekçeleri paylaşmadan önce söylemek istediğim bir şey var. Çok yemek yemekle, çok beslenmek aynı şeyler deği, çünkü beslenmiş olmak için besleyici gıdalar tüketmek, çok yemiş olmak için ise gereğinden fazla yağ, şeker, yani kalori tüketmiş olmak gerek.

Tam da bu noktada neredeyse hepimizin en az bir defa da olsa içtiği, koyu renkli, gazlı ve kapağı açıldığı zaman “tısss” iye bir ses çıkaran içecekten bahsetmeden geçmek olmaz. Ne büyük tesadüftür ki içeceğin tüketilmesi ile beraber diyabet hastalığına yakalanma ihtimalinin artacağını söyleyen bilimsel çalışmalara karşı, içeceğin üreticisi olan malum şirket tarafından 400’e yakın akademik çalışmaya fonlama yapıldı, maddi destek sağlandı ve şirket kendini kamu nezdinde bu yayın reklam ve promosyonlarla aklamaya çalıştı.

Amerikan gıda endüstrisinin gastronomi araştırmalarını manipülasyonu

Suçlu kim?

Bu yayınlarla neyin propagandasını yaptılar? “Bu obezite zaten hep bir egzersiz eksikliği problemiydi.” “Bizler kötü genlere sahiptik….” Sanki bu ve benzer besleyiciliği düşük ancak şeker bakımından, yağ bakımından zengin olan ürünlerde bir problem yokmuş gibi…

Bu şirketler, kâr amacı güden kuruluşlar, besleyici ürünler değil, besleyici gıdalar değil, kâr ettiren gıdalar üreten firmalar, yine kâr amacıyla akademik çalışmalar, bilimsel yayınlar, reklamlar, her türlü promosyonu yapmış olabilir. Böyle bir düzende zaten farklı davranmaları beklenemez ama söz konusu “suçlu kim?” sorusu sorulduğunda komik olan şey, birilerinin dönüp “efendim, siz de yemenize biraz dikkat ediniz. Sağlıksız şeylerle beslenmeyiniz, bakın böyle yaptıkça kilo alıyorsunuz, obez oluyorsunuz, buyurun şöyle bir diyet programımız var. Sizi şu diyetisyene gönderelim, belki de şu ilaçları kullanabilirsiniz” gibi gibi yanıtlar vermesi…

Tabii yersen…

Ben de bir zamanlar obez olan bir insan olarak çok uzun zaman boyunca kendimi bu konuda, obez olmam konusunda asıl fail ve suçlu gördüm. Tâ ki kapitalizmin nasıl çalıştığını anlayana kadar.

Burada sana bir örnek vereyim, eminim dinleyicilerim arasında yurt dışına çıkmış olanlar vardır. Senden ricam şu, eğer olur da yurt dışına çıkarsan bir markete git, çok bilindik bir dondurma markasının bulunduğu rafa geç, eline o dondurmaları al (mümkünse senin ülkende satılan bir marka ve tipte bir ürün olsun) içindekiler kısmına bak ve mümkünse onun fotoğrafını çek, sonra yurda geri döndüğümde yine aynı marka ürünü bulmak için markete git.

Fark edeceğin şey şu olacak ki, bu firmalar ülkelerin izin verdiği oranda kullanabilecekleri ne kadar ucuz girdi ürünleri, girdi malzemeleri varsa onları kullanıyorlar. Mesela dondurma ürünlerinde bu karşımıza bir ülkede satılan aynı marka ürün içerisinde çok düşük yüzdeler de süt bulunurken, başka ülkelerde satılan aynı ürün içerisinde yüzde bakımından daha fazla veya daha az süt bulunması gibi durumlar şeklinde ortaya çıkıyor.

Sen de bunu farklı ürün gruplarında ve farklı malzemelerde gözlemleyebilirsin. Peki bu neden böyle? Kapitalistler neden böyle bir illüzyona başvuruyorlar? Ben gıda uzmanı, beslenme uzmanı veya doktor değilim ama zamanında obez hastası olmuş, “sağlıksız beslenen” birisi olarak şunu fark ettim ki, sağlıksız beslenme bir yaşam tarzı ve yavaş yavaş bütün kapitalist toplumlar bunun acısını çekmeye başlıyor.

Diyebilirsin ki “ya Sevan kapitalizmin senin ne yiyeceğinle nasıl besleneceğinle, nasıl bir alakası olabilir ki? Bu kadar abartma canım”…

Gel sana anlatayım. Mevzuya senin-benim gözümden, çalışarak geçinen insanların gözünden bakalım. Sabah uyanıyorsun, iş yerine gitmek için yola çıkman lazım. Çok kısıtlı bir süren var. Öyle oturup kendine bir serpme kahvaltı hazırlayacak, sakin sakin yiyebilecek, sofra kurup sofra kaldıracak vaktin yok. Bir şekilde ağzına bir şey tıkıyorsun, tıkamazsanda yolda alırsın diye yola çıkıyorsun. İş yerine vardın. Daha öğlen molasına çok uzun bir zaman var ve karnını düzgün bir şekilde doyuramamışsın. Ne şanslısın ki kan şekerin düştüğü zaman onu yükseltmeye yarayacak bir aburcubur ya elinin altında var, ya oradaki bir aletin içinde satılıyor, ya da yakın bir yerden, yoldan geçerken bir bakkaldan aldın. Zaman geçiyor şanslısın ki öyle molan geldi. Ancak şanssızsın ki karnını doyurabilmek için çok kısıtlı bir vaktin var. Şirkette yemekhane var ya da yok. Varsa da balıkla, balla, etle, sütle beslemiyorlar seni. Üstelik sana verilen aylık bir yemek ücreti ya var ya yok. Varsa da adam akıllı bir öğün yemeği, bir ev yemeği yiyebilecek kadar değil. Ne yapıyorsun? Ya dışarı çıkıp bir fastfood tüketmeyi tercih ediyorsun ya da iş yerine sipariş ediyorsun… ama günün sonunda belki tasarrufa kaçıp ucuz ve kolay olan yöntemi seçiyorsun. Hem ucuz, hem de hızlı bir şekilde beslenmek istediğin zaman karşında pek az seçenek var ve çoğu fastfood, yani ateş seni çağırıyor

Tabi evden yapıp götürmek de isteyebilirsin. Elbette bu da senin cebinden çıkacak. Bunun için ekstra ayıracak bir zamanın varsa… çünkü gün sonunda kendini evine attığın zaman ne dinlenmeye, ne evini temizlemeye, ne iki kitap okumaya, bir film izlemeye, ne de oturup belki varsa eşinle çocuğunla iki sohbet etmeye, onu da bıraktım zaman ve enerji bulup spor yapmaya mecalin kalmayacak,

Bunların hepsini yapıyor da olabilirsin. Bütün bu problemlerin üstesinden gelebiliyor olabilirsin. Fakat biz şunu da biliyoruz ki ister fastfood istersen de normal diye tabir edilecek gıdalarla beslen, daha çok verim versin diye, daha kötü iklim koşulları ile mücadele edebilsin diye, daha hızlı sürede yetişsin diye genetiği değiştirilmiş organizmalar ile beslendiğin için, hormonlu gıdalarla beslendiğin için günün sonunda zararlı çıkan yine sensin-benim biziz.

Senden kulaklarını açmanı ve dikkatlice dinlemeni istiyorum. Bu bahsettiğim şey, obezite, sürekli kâr amacı güden bir modelde, maliyetlerden ve risklerden kaçınmak isteyen kapitalist bir üretim modelinde, obezite kapitalist toplumların yaşam tarzının sonucunda ve kapitalist şirketlerinde üretim tarzı sonucunda ortaya çıkmış bir hastalık.

Bizler şehirli kalabalıklar olarak kendimize yetecek kadar temiz, sağlıklı ve organik gıdayı üretemiyoruz. Fakat bunlarla beslenmek istediğimiz zamanda organik ürünler ve organik marketler adı altında bambaşka bir sektörün, pahalı bir sektörün oluştuğunu ve şanslı tüketicileriyle buluştuğunu görüyoruz.

https://assets.rebelmouse.io/eyJhbGciOiJIUzI1NiIsInR5cCI6IkpXVCJ9.eyJpbWFnZSI6Imh0dHBzOi8vYXNzZXRzLnJibC5tcy8xODU5MDYwNi9vcmlnaW4uanBnIiwiZXhwaXJlc19hdCI6MTY3NzUwNjgyMn0.QFY4Wonn_tyiCTGWID7c5xrmJJBVONKFGq_TGePdwoo/img.jpg?width=980
kapitalizm ve obezite

Bunun yanında hastalığa çare olması beklenen bireysel çözümler, diyet programları, egzersizler… Fark ettin mi bilmiyorum ama düzenin kendisi toplumu hızlı tüketmeye, hızlı yaşamaya, sürekli bir stres ve tüketim altında hayatını devam ettirmeye, yemek hazırlama, yemek pişirme vaktinden tasarruf edip kendine ayırabilecek biraz daha fazla zaman yaratmaya itiyor ama biz oturup diyoruz ki “hmm obez mi oldun, o halde yemene dikkat etmelisin, seni gidi seni öyle hobidi gırtlak davranmak yok.”

Evet, bu bir nebze doğru olabilir. Bireysel önlemlerle, eğer vakit bulabilirsen, yeteri kadar maddi kaynak ayırabilirsen, zaman ayırabilirsen bu hastalıkların belki üstesinden gelebilirsin. Ama bu demek değil ki seninle “aynı kaderi” paylaşan, paylaşacak olan ve paylaşmış insanlar bu hastalığa yakalanma riskinden kurtuluyorlar.

Unutma her yıl dokuz milyon insanın açlıktan öldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Üstelik bunların 5,4 milyonu çocuk. Bu rakam öyle büyük bir rakam ki tek başına AIDS, sıtma ve tüberkülozdan ölen insanların sayısı bundan daha az.

Bir yerde dünya halklarının bir kısmı sağlıksız ve besleyici olmayan gıdaları aşırı tükettiği için hastalığa yakalanıyor. Yine çok büyük bir kısım insan da, bırak besleyici gıdayı, yiyecek gıda bulamıyor, bulduğu zaman da endüstriyel işlemden geçmiş ve besleyici olmayan şeylerle besleniyor, biz de insanların çoğunluğunun beslenemediği ve beslendiği zaman da sağlıklı beslenemediği bu düzene bakıp sorunu doğru yerde alamadığımız için çareyi de bireysel çözümler de, diyetlerde ve ilaçlarda buluyoruz. Bu ne yaman çelişki, üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir