İYİ PATRON YOKTUR – Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise içten, çıplak ve asılcı bir diyalog ile toplumun, tüketicilerin ve çalışarak geçinen insanların ekonomik sıkıntılarına değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri internet sitesinde, YouTube’da, hem Google Podcast üzerinde hem de Spotify Podcast ve daha bir çok platformda podcast önerisi olarak bulabilirsin ve sen de dostlarına tavsiye edebilirsin.

Merhaba, nasılsın kıymetli okuyucum? Sağlığın keyfin yerinde mi? Benim sağlığım pek yerinde değil, keyfim de idare eder, daha iyi hissetmeye çalışıyorum ama her ne zaman kıyıda köşede, arkadaş çevresinde, internette beni rahatsız eden ve seni de belki rahatsız etmesi gereken bir şey duyuyorum işte o zaman mikrofonu elime alıyorum ve bilgisayarın karşısına geçiyorum.

Bu bana çok sorulan sorulardan bir tanesi; “Sevan metin yazarlığı mı yapıyorsun, yazıp ondan sonra mı seslendiriyorsun?” diye soruyorlar. 100 tane bölüm varsa 95 tanesi metinsiz. Oturup tamamen özgürce, içimden geldiği gibi, yüreğimden geldiği gibi ne hissediyorsam onu anlatıyorum sana. Ama bazı yayınların metnini yazmak zorunda kalıyorum. Çünkü eğer öyle yapmazsam büyük ihtimalle avukatlık olurum.

Bir de bunun yanında beyin fırtınası yaparken yoldaşım Sinanla ve dostum, sohbet arkadaşım Berk Bey ile fikir tartışması yaparken almış olduğum bazı notlar var. O notlardan bazen yayınların metinlerini çıkarıyorum. Onlara ve daha nice sohbet arkadaşıma buradan teşekkür ediyorum, haklarını teslim ediyorum.

Gelelim bugünkü bölüme. Bugün seninle pek az konuşulan, konuşulmak istendiğinde de yanlış anlatılan bir gerçeklikten bahsedeceğim. Sana neden iyi bir patronun var olamayacağını anlatacağım. Gel seninle beraber bakalım, neden iyi patron denilen şey bir rüyadan ibarettir.

Büyük ihtimalle sen de bu yaşına kadar insanların mesleklerinin başına “iyi” veya “kötü” sıfatları konularak anıldığını duymuşsundur. İyi doktor, kötü muhasebeci, iyi mühendis, kötü kasap, iyi öğretmen… liste uzar da gider.

Patronluk bir meslek midir?

İşini belli bir dönem iyi yapmasından ötürü herhangi bir meslek grubundan bir kişiye ürettiği ürün veya hizmetin kalitesine bakarak o kişiyi “iyi meslek erbabı” olarak sınıflandırmak mümkün. Bu sebeple en başta şu ayrımı yapmak zorundayım;

Patron olmak bir meslek değildir, iş veren olmak, sermayedar olmak, yani insanların ücret karşılığında emeğini sattığı kişi olmak bir meslek değildir.

Tam da bu sebepten ortada bir meslek olmadığı için bizim gibi normal mesleklere sahip ve emeğini satarak geçinen insanlara yakıştırıldığı gibi herhangi bir patrona iyi iş çıkardı babında “iyi patron” denilemez.

Bizim gözümüzde “iyi patron” nedir? Sigortayı yatıran, iyi bir yol ve yemek ücreti veren, maaşı gününden gününe yatıran ve düzenli bir şekilde zamları-primleri-bonusları ödeyen insandır. İyi de bu adam veya kadın, patron olarak bu cazibeleri yaratmazsa zaten çalışacak köle bulamaz ki!

Uyansana patron ya zaten yapmak zorunda olduğu ya da yapmazsa sektördeki rakipleri ile baş edemeyecek olduğu için bazı uygulamalar yaparak “iyi” sıfatını kazanıyor. Ulan ne güzel iş, ne güzel iş!

İşe değil, iş yerine gidiyoruz

İş demişken burada bir parantez açıp çok büyük bir sitemde, bir veryansın da bulunmak istiyorum. Çünkü çok ama çok önemli bir ayrım. O yüzden dikkatlice okumanı istiyorum. Türk dilinde bunun tam karşılığı yok ancak İngilizce “I have a job, I go to work” denir. Yani bir mesleğim var, iş yerine gidiyorum, çalışmaya gidiyorum denir.

Türk dilinde ise “işim var işe gidiyorum” denir. Sen de dahil bir yerde çalışarak geçiren herhangi bir insan misal sabah evden çıkarken “işe gidiyorum” derse olmaz, bu abestir. Sen iş yerine gidiyorsun çalışmaya gidiyorsun. O iş senin işin değil, sermayedarın işi. Sen iş yerine gidip mesleğini icra edersin.

Sakın ola, bak sakın ola kendini işe gidiyormuş gibi, o iş senin işinmiş gibi ikna etme, sahiplenme. Çünkü o durumda günün sonunda patronun senden daha kârlı çıkar.

Ben demiyorum ki sana mesleğini “layıkıyla yerine getirme”, elbette yapabileceğinin en iyisini yap. Bu sana yakışan şey zaten. Bu en onurlu ve güzel olan şey zaten. Benim sevmediğim durum bunun abartılı birtakım duygusal bağlar, kutsallıklar geliştirilip insanın kendini işine feda edecek hale gelmesi.

Yok öyle bir şey, bu zararlı ve toksik bir durum. En başta kişinin kendisi için… O yüzden iyi iş, kötü iş yoktur, İyi patron, kötü patron yoktur. Bunlara bir duygu yüklemeye de gerek yoktur. Sadece sana verilen işi yaparsın, mesleğini yerine getirirsin, karşılığında da ödeme alırsın.

Demokrasi ve diktatörlük bir toplumda aynı anda bulunabilir mi?

Her neyse parantezi kapatayım. Asıl meseleye geri dönelim. Bizim toplumumuzun kullanışlı. itaat eden, sorgulamayan sürülere değil, bütün bu kurulu düzeni baştan sorgulayan bireylere ihtiyacı var. Şöyle ki; hatırlarsan, “Kapitalizm Özgürlükçü Müdür?” Başlıklı bir bölüm yayınlamıştım. O bölümde sana demokrasi ve diktatörlüğün aynı anda nasıl bir toplumda var olabileceğini detaylarıyla anlattım.

Tam da burada birkaç örnek verip heme iyi patron var olabilir mi sorusuyla bağlantı kuracağım.

Misal sen-ben elbette üniversite tercih listesine herhangi bir üniversiteyi yazma konusunda özgürüz. Ancak sıralarında okuduğumuz köy okulunun bize ne kalitede eğitim verebileceği konusunda pek bir söz hakkımız yok.
Misal alt yapı varsa doğalgaz bağlatıp bağlatmak konusunda özgürüz. Ancak enerji tekellerinin metreküp gazı ne fiyattan geçirebileceği konusunda pek bir söz hakkımız yoktur.
Tam da aynı şekilde patronunun kim olacağını seçebilirsin ama seçim yaparken belli bir zümre-sınıf içinden, patronlar sınıfının içinden seçim yapmak zorundasındır.

Bak burası çok önemli. Bunu şöyle düşünebilirsin;

Köleyken efendimizin kim olacağını seçemiyorduk. Maraba iken ağamızın kim olacağını seçemezdik. Tebaa idik, padişahımızın kim olacağını seçemedik. İşçiyiz (o da iş bulabilirsek) patronumuzun kim olabileceğini seçebiliyoruz ancak nedense hep o toplumun az ve mutlu insan zümresi arasından seçimimizi yapabiliyoruz.

Bak bu o kadar önemli ki. Yani bir idam mahkumuna celladının kim olacağını seçtirmek gibi bir şey bu. Şimdi ne diyeceğiz? Celladımızı seçebiliyoruz diye “özgürüz, demokrasi var” mı diyeceğiz?

Tabii yersen.

İyi patron masalı

Geliyoruz zurnanın zort dediği yere. Bu patronlar takımı emeğini satarak geçinen insanlara karşı tamamen çıkarlarının farkında. Derneğiyle, kulübü ile, tarikatıyla örgütlenmiş ve gayet sistemli hareket eden kişiler bunlar. Bu sadece senin içinde yaşadığın, benim içinde yaşadığım ülkeye has bir durum değil. Bütün kapitalist toplumlar için geçerli.

Bazen “iyi” olarak anılan ve patronlar denilen bu zümre, patronaj takımı emeğin ve üretimin asıl sahibinden toprağı, mahsulü, ürünü ve hizmeti gasp etmeyi başarmış, adına kâr diyerek en iyi bildiği şeyi yapmaya devam etmiş, tüccarlık yapmış… Ulan bunun neresinde bir erdem, yüksek bir insanlık onuru, kıvanç duyulacak bir şey var?

Yani evet,belki az biraz küçük ölçekli krallıklar da, o küçük şirketlerdeki küçük krallar, patronlar astığım astık, kestiğim kestik davranmadı, belki arada sırada öğle yemeği ısmarladı veya şanslı talihlilere ikramiye, bonuslar verdi diye “iyi” olarak anılıyorlar. Senden şunu çok ama çok iyi anlamanı istiyorum. O küçük kralların kendisi dahi ister istesin ister istemesin bu bütün jestlerin kendi işlerine doğrudan getirisi var.

Bu bir lütuf değil ki. Kralın kendi tebaasına yatırımı ve hiçbir kuvvet beni bu davranışların bir patronu “iyi bir patron” yaptığı safsatasına inandıramaz artık. Ne yazık ki ben kapitalizmin nasıl çalıştığını anlamadığım zamanlarda bu masalları çok çabuk yiyordum.

Diyorlardı ki; “müteşebbis, vergisini veren, istihdam sağlayan, ihracat yapan…” ne bu şimdi? Sermayedarlar bu saydıklarımın hangisini kâr güdüsü olmadan yapıyor, söyleyebilir misin? Şunu diyebilirsin “yahu bu adamlar hayırsever, vakıflar kuruyorlar”… ah be güzel kardeşim. 1980’lerden sonra tüm dünyada neoliberaller bu sermaye sahipleri, servet sahipleri vergiden düşebilsin diye bu zokayı dünya halklarına yutturdu. Bu bir tezgah! Aynen o “iyi patron” masallarının kendisi gibi bir tezgah.

Bu kadar mı körüz? Ne kadar iyi uyutulmuşuz… iyi patron yoktur. Patronlar ezelden beri sadece patrondur. Patronluklarını yerine getirirler ve günün sonunda sen onunla ne kadar iyi geçinirsen geçin, o senin kralındır. Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.