BU ÜLKEDE FAKİRLİK SORUNU YOK ! – Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise içten, çıplak ve asılcı bir diyalog ile toplumun, tüketicilerin ve çalışarak geçinen insanların ekonomik sıkıntılarına değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri internet sitesinde, YouTube’da, hem Google Podcast üzerinde hem de Spotify Podcast ve daha bir çok platformda podcast önerisi olarak bulabilirsin ve sen de dostlarına tavsiye edebilirsin.

Merhaba, kıymetli okuyucum nasılsın? Ufak bir aradan sonra tekrar beraberiz. Yakın zamanda geçirdiğim hastalıktan ötürü 3 haftadır seninle birlikte olamıyorum. Tam da bu yüzden konuşmayı ve anlatmayı oldukça özledim. Umarım sende beni okumayı özlemişsindir.

Bu yazıda seninle hepimizin doğrudan muhatabı olduğu, belki pek azımızın içten içe farkında olduğu, çok uzun zamandır önümüzde duran ama kimsenin bahsetmediği bir gerçeklikten bahsedeceğim.

Sorun ne ve nerede?

İçinde bulunduğun ülkede aslında fakirlik problemi yok. Asıl problem aşırı zenginlik problemi. Evet, yanlış duymadın. Var olan durumu bugüne kadar sana şu şekilde anlattılar; insanlar açlıktan kırılıyor, geçinemiyorlar, faturalarını ödeyemiyorlar, barınamıyorlar.

Evet, bu doğru ve bu doğruluk aslında bir şeyin sonucu ve biz bu sonucu tartışıyoruz. Yani problemin kendisini tartışmıyoruz. Peki problem ne problemi? Bütün zenginliğin, varlığın, az ve mutlu bir insan toplulusunun elinde toplanabilmiş olması.

İşte o yüzden bu yazının başlığını “bu ülkede fakirlik sorunu yok” şeklinde koydum.

Şimdi gel seninle beraber bakalım biz bu duruma nasıl geldik?

Milli gelirden pay alamamak.

En önce bizim şu istatistiksel gerçeği önümüze koymamız lazım. İçinde bulunduğun ülkede 15 yıldır sadece 16 milyon insan toplam gelirin %48’ine yakınını elde edebiliyor. Bu, şu demek; memleketin yaklaşık %10’u üretilen bütün değerin yarısına el koyabiliyor ve biz her ne kadar yeni doğal kaynaklar bulsak, yeni lojistik ve üretim zincirleri kursak, yeni fabrikalar ve üretim tesisleri kurup ihracat dahi yapsak, bu durumun doğrudan senin-benim yani çalışarak geçiren insanların kalkınmasına hiçbir faydası yok.

Sömürü, en temelde üretilen değerin daha ay sonu gelmeden, hatta bazen mesleğini bırakıp iş yerini terk etmeden senden çalınabilmesi ile mümkün oluyor.

Biz şunu biliyoruz;

“İnsanlık önüne koyduğu her gerçek sorunu aşar”

Eğer sorunu gördüğümüz yeri iyi tespit etmezsek ne yazık ki çözümü aradığımız yer yanlış olacak ve bu da halkın, sıradan insanların bir 20-30 yılına daha mal olacak.

Bu geçtiğimiz birkaç ay içerisinde sen-ben herkes şuna çok acı bir şekilde tanıklık etti. Çalışarak geçinen insanların alım gücü düşerken, gelirleri bir manada azalırken, deflasyona uğrarken, piyasadaki bütün malların ve hizmetlerin bedeli kat kat arttırıldı.

Çoğunluğun Eylemsizliği isimli bölümde ve birden fazla başka bölümde bu fiyatların artırılmasıyla halktan gelen tepkiye cevaben kapitalistlerin sürekli aynı mavalı okuduğunu ve “efendim bu mal dövizle giriyor, o yüzden fiyatlar artıyor” yalanını söylediğini detaylarıyla anlatmıştım.

Şimdi bu yalanın içinde yaşıyoruz. Kur dalgalanıyor, kendi para birimin döviz karşısında değer kazanıyor ancak fiyatların ne hikmetse azaldığını göremiyoruz. Azalır mı azalmaz.

Tabii yersen,..

Piyasa şovunu yaptı

Çünkü güzel okuyucum, serbest piyasa tam da bunu gerektirir.

Bu düzen, istenilen fiyattan istenilen şeyin satılabileceği, ama istediğin fiyattan istediğin şeyi alamayacağım bir düzendir.

Bu malları satanlar, yurtdışından gemilerle getirenler, tüccarlar ve kapitalistler senin-benim gibi olmadıkları, emeğini satarak geçinmek zorunda olmadıkları için tabi ki bu ikilemin diğer yanındalar. Yani istediği fiyattan istediği şeyi satabilecekleri taraftalar.

Biz sıradan insanlar olarak, istediği fiyattan istediği şeyi alamayan insanlar olarak kıçımızda görünmez bir kazıkla dolaşıyoruz ve bu sömürü kazığı her geçen gün daha da derine batıyor. Bir de kendilerine “çözüm ne, ne yapmalı” dendiğinde ezberletilmiş gibi (halk röportajlarında dahi) “efendim yabancı sermayeye güven vermek gerek, onları ülkeye davet etmek için hukuk, adalet ve demokrasi olması gerek” demiyorlar mı?

Yahu, Suudların demokrasisi mi var, hukuğumu var, adaleti mi var?

O işler öyle işlemiyor, kandırdılar. Bu halkı çok fena kandırdılar. Sermaye, para, öyle hukuk, demokrasi falan istemez, istikrar ister. En kötü ihtimalle stabil, en iyi ihtimalle de artarak emeği, alın terini sömürebilmek ister, üretilen değere kolayca el koyabilmek, kapısını açtığı zaman binlerce işsiz bulabilmek, en kötü şartlarda en düşük ücretlere işçi çalıştırabilmek, mümkünse de bunu kalıcı hale getirebilmek ister.

Size vaat veren. oylarınıza talip olan ağızların kurduğu cümlelere dikkat edin!

Hangisinin bu sermaye ve sömürü modeliyle ciddi bir kavgası var? Çözüm olarak ne diyorlar? “efendim vergilerden kısacağız, düşük gelirlilerin vergisini azaltacağız” ve bu durum yine dönüp dolaşıp o vergilerle hizmet almayı bekleyen o insanları, düşük gelirlileri vuracak.

Yine başka bir çözüm önerisi de şu, “efendim biz küçük kapitalistlere, küçük burjuvamıza yardımcı olacağız, onlar işletmelerini daha kolay idare edebilsin diye onlara vergi veya maddi yardımlarda bulunacağız.

Tabii yersen…

Kapitalist bir düzende egemenlik milletin midir?

Yahu benim paramla gidip kapitalistlere (küçüğünden büyüğüne) bırak yardım etmeyi. Sen bunu yaptığın zaman, yani bu sınıfsal ayrımcılığı bir avantaja, üstelik kanun ve hükümler ile sağlanan bir avantaja çevirdiğin zaman on binlerce kişiye iş veren kapitalistler hala kâr etmelerine rağmen bu avantajlardan korkunç miktarlarda fayda elde ediyorlar.

İşte tam da bu sebepten, bir de bunun üstüne az vergi ödeyebildikleri ve aynı zamanda sermayelerini kolayca hareket ettirip kaçırabildikleri için bu asalak sınıfın (küçüğünden büyüğüne) zenginler takımının, kapitalist patronaj takımının sana-bana, sıradan insanlara hiçbir faydası yok.

Çünkü biz onların zenginliğine rağmen fakiriz.

O yüzden diyorum, içinde bulunduğun ülkede bir fakirlik, sefalet, yoksulluk problemi yok, içinde bulunduğun ülkede az ve mutlu bir insan topluluğunun aşırı şekilde zengin olabilmesi gibi bir problem var.

Üretimde verimliliğimiz yıllar geçtikçe artıyor, çalışma saatlerimiz dünya ortalamasının üstünde, üretilen korkunç derecede büyük bir değer var, doğal bir zenginlik var fakat kaynaklar adil dağılmıyor.

Yaratılan değer adil bölüşülmüyor, ürettiğimiz değere, ne kamusal kaynaklarımıza ne de milli servetlerimize egemen değiliz.

Uyansana! Egemenlik milletin değil artık.

Eğer sorunu doğru yerde görürsen, eğer sorunu doğru tespit edersen, insanlık olarak önüne gerçekçi problemler koyup o problemlerin üstesinden gelebilirsin. İşte sırf bu olmasın diye, özellikle medyası ve eğitim sistemi ile hakim ve egemen sınıflar canla başla ve çıkarlarının da farkında olarak çalışıyorlar.

İstiyorlar ki sandıktan çıkacak bir çözüm en fazla ama en fazla kendileriyle pazarlık etmeye razı olacak, “sorununu demokratik yollarla çözecek” ve “taşkınlık çıkarmayacak” bir çözüm olsun. Böyle çözümlere tavlar. Fakat işte bu düzen partileri dünyanın herhangi bir yerinde halk için ne kalıcı ne de sürdürülebilir bir çözümler teşkil etmiyor.

Yoksa Bir Halk Nasıl Soyulur başlıklı yazıda anlattığım gibi, başımızda hangi hükümet varmış, hangi başkan varmış, hangi başbakan varmış, bunlar sermaye kontrolünde olduğu sürece sermayenin bununla hiçbir derdi yok. O parti gitsin bu parti gelsin. Sermayenin ve kapitalistlerin tek aradığı şey kendi çıkarlarını gözetebileceği, sömürüyü devam ettirebileceği ve mümkünse arttırabileceği bir pazar bulabilmek, üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.