SOSYAL DEVLET MÜPTEZELLERİ- Podcast Dinle

Zırvaizm podcast nedir? Zırvaizm, en çok dinlenen Türkçe podcast yayınlarından biridir. Bu podcasti en iyi podcastlerden biri yapan şey ise samimi ve gerçekçi bir diyalog ile halkın, tüketicinin ve çalışan insanların gündelik problemlerine değinmesidir. Yazı, video veya podcastleri hem bu internet sitesinde YouTube’da, hem Spotify Podcast üzerinde hem de Google Podcast ve daha bir çok platformda podcast tavsiyesi olarak bulabilirsin ve sen de arkadaşlarına önerebilirsin.

Batılı “sosyal devletler” ve “refah devletleri”. Kapitalizm’in son aşaması. Zengin halklar ve zenginliklerinin kaynakları.

Transkript

Neymiş efendim illa illa sosyal devlet lazımmış, refah devleti olmamız lazımmış, devletin halkına yardım eder vaziyette olması gerekiyormuş…

Çalışanlar, emekçiler, işsizler, hastalar ve yaşlılar yardıma ihtiyaç duyduğunda, devletin tutup bu insanların hepsine zorunlu olarak yardım etmesi gerekiyormuş….

Ne zamandan beri gerçekte sana, bana, bize ait olanı bize vermesi için kendi devletlerimizden “sosyal olmasını” talep etmeye başladık.

Her yazıda olduğu gibi bu yazımda da bir soru sorarak başlayacağım sana, daha önce hiç ah keşke bir sosyal devletimiz bir refah devletimiz olabilseydi aynen batılı ülkelerde olduğu gibi ihtiyaç duyduğumuzda devletlerimiz bize yardım etseydi diye düşündün mü? Böyle bir özlemi taşıdın mı?

Eğer taşıdıysan çok da ayrı yerlerde değiliz, ben de ne yazık ki bir zamanlar böyle düşüncelere sahiptim.

İşte şimdi gel, gözlerini aç ve iyi oku. Ben sana o zamanlarda, öyle düşündüğüm zamanlarda neden yanılmış olduğumu anlatayım, eğer sen hala böyle düşünüyorsan, hangi sebepten ötürü yanılıyor olabileceğini anla.

Beraber başlayalım, malumundur “Orta Direk Kime Girdi” isimli yazımda sana Keynesyen politikalardan ve Keynesyencilere göre ekonomide devletin ekonomiye katılımının ne kadar “önemli” olduğundan bahsetmiştim.

İkinci dünya savaşı bittikten sonra, 1980’li yıllara kadar bu Keynesyenci politikalar had safhaya ulaştı.

Bu süreçte kapitalist olan her devlet, emeği ve geleceği çalınan halkının sisteme dair duyduğu rahatsızlıkları, gerçek problemleri örtebilmek ve kendisine yöneltilen o muhalefet oklarından kurtulabilmek için işsizlik maaşları, sağlık sigortası politikaları, ücretsiz eğitim politikaları, maaşların yükseltilmesi, annelik hakları, sendikalaşmanın kolaylaştırılması gibi bazı “rüşvetler” vererek evrilmekte oldukları o vahşi kapitalist geleceği biraz olsun erteleyebilmek ve yaptıkları kötülükleri meşrulaştırmak istediler.

İçinde bulunduğun ülkeye kıyasla, batıılı o ülkeler tam manasıyla işleyen bir kapitalist sisteme senden bizden önce geçtikleri ve kapitalizmin birçok evresini daha önceden tamamladıkları için bizden daha önce duvara toslayacak hale geldiler ve bunun önüne geçmeleri gerekiyordu. Yani maçı uzatmalara götürdüler.

Yapabilecekleri en iyi şey insanlara barınma, eğitim ve sağlık hakları gibi hakları çok düşük ücretlerle ve hatta yardımlarla sübvanse ederek sağlamak oldu ve bunu istemeye istemeye yaptılar.

Bunu yapmaktan başka kaçış yolu olmadığını anladıklarında da, oy karşılığında yaptılar. İşsizlik rakamlarını indirebildikleri kadar indirmeye çalıştılar, taa ki 1977 yılına kadar.

İşte 1977 yılında gerçekleşen o ekonomik kriz, kapitalizmin kendi ürettiği diğer krizler gibi bu krizden de kaçamayacağının apaçık göstergesiydi.

1980’li yılların öncesinde sağlık, eğitim, barınma, gıda ve ulaşım gibi haklar o devlet tarafından kendi halklarına neredeyse yok pahasına verilirken 1980 yılınından sonra işler değişmeye başladı.

Ronald Reagan, Margaret Thatcher ve Turgut Özal gibi neoliberal siyasetçilerin önderliğinde bütün dünya neoliberalizme denilen felaketle tanışmaya başladı.

Senden şunu düşünmeni istiyorum. Bugün içinde bulunduğun toplum dahil olmak üzere yeryüzündenki ekonomik olarak geri kalmış birçok medeniyetin gençleri 70’li yılların öncesinde yaşıyor olsalardı, içinde bulundukları bu vasat hale rağmen “refah” devletlerine, “sosyal” devletlerine duyduğu hayranlığı daha da büyük coşku ve şevk ile yaşayabilirlerdi ama sana, bana kimse o defterin kapandığını söylemedi.

Evet, artık Avrupa da dahil kapitalist devletin ve sermayenin yönettiği hiçbir ülkede ne sosyal devlet ne de refah devleti denilen bir şey var. Evet, aslında halkın kendisine ait olan şeyi gönlü bol şekilde yine halka dağıtan, bir ulufe, bir sadaka gibi veren devletler var olabilir ama bu rüşvet vari yardımlar, sus payı yardımları 1980 yılından bugüne kadar sürekli ama sürekli azaldı ve azalmaya devam edecek.

Şu an belki içinde bulunduğun ülkeye kıyasla o ülkelerdeki bu rüşvet politikalarının alacalı olması göze kulağa hoş geliyor olabilir. Ancak o kapitalist devletler de sana, bana halkın geniş kitlesine asla ama asla örnek teşkil edemez.

Çünkü onlar sosyal devletler olarak hareket ettikleri dönemden bu vakte kadar geçen sürede halklarının kazanmış olduğu ne kadar hak varsa, onları peyder pey elden çıkarak, özelleştirerek ve satarak, yani sermayenin, piyasanın kaderine terk ederek halklarının refahı için çalışmaktan çoktan vazgeçtiler.

Ne yazık ki bunu yaparken de o fakir çoğunluğun, bizim içimizden sivrilen kim varsa onlara iki kat ücret, üç kat ücret, dört kat ücret vererek kendilerini bir çalışan değil de, bir işçi değil de, bilmem ne renginden yakalı çalışanlar olarak görmelerini sağladılar.

Bu zenginlik onlara nail olmaya başladığında onlardan şöyle şeyler duyduk, “ya benim yakamın rengi farklı, ben bu fakir sürüsüne ait değilim kardeşim. Benim onların kaygıları gibi kaygılarım, onların problemleri gibi problemlerim yok ki”.

Halbuki bu devlet patron ve emekçi üçgeninde sen, ben, sömürülenler, garibanlar bu sosyal devlet, refah devleti müptezelleri olan lümpenlere kıyasla pek çoğunlukta olduk.

Her ne kadar sürüden ayrılan, sivrilen, yakasının rengini değiştirdiğini zanneden, cebine belki biraz daha fazla para girdiği için sömürüye ve kavgaya gözlerini kapayanlar, tahmin edemediler ki aslında ön ayak oldukları şey tekelci kapitalizmin, şirket kapitalizminin içinde bulunduğu halkları amansızca sömürmesidir.

Onlara göre kapitalizm, refah isterdi peki öyle mi?

Kapitalizm gerçekten senin, benim, bizim refahımızı ister mi?

Cevap çok basit ve tek kelime: Hayır! Hem de kesinlikle hayır.

Senden şu gerçeğin farkına varmanı istiyorum. Yeryüzündeki 65 zengin insanın bütün serveti, üç buçuk milyar insanın toplam servetinden daha fazla. Bizi böyle bir uçurumun kenarına atan böyle bir adaletsizliğin kenarına iten bir düzen elbette ki refah isteyemez.

Unutma ki kapitalizmin işsizliği çözmek gibi bir derdi, kavgası yok. Sosyal devletlerinde böyle bir kavgası yok çünkü onlar çalışanların cebinden aldıkları parayla yaşlılara, hastalara, yetimlere ve çalışmayanlara verdikleri işsizlik maaşlarıyla oy toplamaya gayet müsaitler. Aynen “İşsizler: Dünya’nın En Güçlü Ordusu” isimli yazımda anlattıım gibi…

Bu durumdan mutlular ve bununla övünüyorlar ama keyfe göre dağıttıkları o sadaka ve rüşvetler yani aslında sana ve bana, hepimize ait olan kaynaklar ne sürdürülebilir bir durumda ne de sana, bana, bize refah getirecek vaziyette.

Bunlar benim uydurduğum teoriler değil. Açıp seninde internet gibi kaynaklardan aratmanı istiyorum, bugün dünyada yaşı beş ile on yedi arasında değişen yüz elli milyondan fazla çocuk işçi var ve bunların yetmiş milyonu tehlikeli işlerde çalışıyor. Bu durum sanayi devrimi sonrası daha korkunç haldeydi.

cocuk isciler cocuk emegi kapitalizm
cocuk isciler cocuk emegi kapitalizm

O çocuklardan biri sen olmayabilirsin, senin ülkende bu çocukların sayısı çok az da olabilir. Belki görmüyorsun diye başka coğrafyalarda okula gitmesi gerekirken, top oynaması gerekirken çocukluğunu yaşaması gerekirken bu çocukların sömürülüyor olduğu gerçeği ortadan kaybolmuyor.

Sen, ben görmüyoruz diye bu gerçeklik yok sayılamıyor. İşte tam da bu noktada sosyal devletler bu gerçekliklerin, bu problemlerin hiçbiriyle mücadele edebilir konumda değil, edemez de zaten. Neden mi?

Hemen söyleyeyim, çok basit bir sebebi var. Kriz gelir çatar, ister sosyal devlet adı altında olsun ister refah devleti adı altında olsun her kapitalist devlet, krizden kurtulmak için ya küçük işletmelerin iflas etmesine göz yumar ya ciddi borçlandırmalar, kamu borçlandırmalar yaratır ve bizim vergilerimizle vergi affı, kurtarma paketleri çıkararak geleceğimize ipotek koyar ya da bütün zenginliğin yabancı sermayeler tarafından ele geçirilmesine, yurt dışındaki adalarda yer alan bankalarda toplanmasına göz yumar.

Zararlı çıkan hep sen, ben oluruz. Çalışanlar olarak işlerimizden oluruz, kamusal kaynaklar ve yatırımlar kısılır, tazminatlarımızdan alıkonuluruz, zamlarla boğuşmaya başlarız, vesaire vesaire…

Neticede 2008 yılından bu yana bütün kapitalistlerin, ister sosyal devleti olsun ister refah devleti olsun -adına ne dersen de- dünyada boş bir hülyayla yani kapitalizmin refah getirebileceği hülyasıyla yaşadığı açığa çıktı.

Yazının sonlarına geliyoruz. Şimdi merak edeceğini düşündüğüm başka bir konuya değineceğim. Diyebilirsin ki, ‘ya Sevan yazıyorsun yazıyorsun da kapitalist devletlerine rağmen yeryüzünde zengin halklar yok mu?’

O da var, diyeceksin ki, ‘Sevan peki o halklar nasıl zengin oldu?’

Yazının başında anlattığım gibi, o ülkeler kapitalizmin bazı evrelerini senin ülkenden daha önce yaşadıkları için o gelinen son aşamada yani sömürgecilik aşamasında bulabildikleri ne kadar mazlum halk varsa o halkları sömürüp kendi devletlerini ve zenginler sınıfını öyle zengin ettiler.

Koloniler kurdular, köle iş gücünü bedavaya ihraç ettiler, kaynak transferi yapıtılar, kendi ülkelerine beyin göçü yaptırdılar yani her manasıyla geri kalan ne kadar sömürebildikleri ülke varsa o ülkeleri sömürerek bu noktalara ulaştılar.

kole isgucu kapitalizm 1
kole isgucu kapitalizm 1

Ondan sonra sen de ben de oturup düşündük, sorduk “ya elin Kanadalı madencilik firması benim ülkemdeki ormanları neden kesiyor, buradan neden altın çıkarıyor” diye.

Cevap açık. Sadece bunu oturup birilerinin anlatması, bizim farkına varmamız ve kendimize itiraf etmemiz lazım.

Savaş ve çatışma bölgelerinden nedense uzak olan bu ülkeler “sosyal devletler” olarak kendi halklarını sözde daha zengin halkalar haline getirip, onlara daha çok rüşvet verip, onların kalkınmasına yol açarken ve bunu da refah devletleri namına, öyle oldukları için yaparken bunun bedelini başka coğrafyalardaki başka insanlar ödüyorsa, ben buna sosyal devlet maskesiyle tokatçılığı örtbas etmek derim.

Yazının sonlarına geliyoruz. Senden kendine bir soru sormanı isteyerek sonlandırmak istiyorum.

Gelecek kaygısından uzak, barınma, sağlık, eğitim, ulaşım, gıda ve geçinebilmek gibi kaygılardan uzak, kapitalistelerden ve lümpenlerden, liberallerden uzak bir gelecek mümkünken kapitalizm neme lazım?

Kendine lütfen bu soruyu sor. Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

İçeriği beğendin mi? Beni Patreon üzerinden destekleyebilirsin!

SON 5 BÖLÜM

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir